
Savunma sanayinin belkemiği Ankara
PATRON PATRONA -VELİ SARITOPRAK
Patron Patrona’nın bu haftaki konuğu HAVELSAN A.Ş.’nin genç, atak ve başarılı Genel Müdürü Faruk A. Yarman. Yazılı ve görsel medya önüne hemen hemen hiç çıkmayan Yarman, Ankara Hürriyet’in sorularını yanıtladı.
n Türk Savunma Sanayisinin en önemli kuruluşlarından biri olan Havelsan’ı bize tanıtır mısınız?
n HAVELSAN, Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı’nın şirketlerinden biri olarak; milli harp sanayimizin geliştirilmesi, yeni harp sanayi dallarının kurulması ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin savaş gücünün artırılmasına katkıda bulunmak amacıyla 1982 yılında kuruldu. Hisselerinin yüzde 98’i TSKGV’na ait bir özel sektör firmasıyız.
Başta askeri projeler olmak üzere kamusal yarar sağlayan sivil projelere kadar her türlü bilişim çözümlerini gerçekleştirme kabileyetine sahibiz. Askeri alanda; C4ISR (Komuta Kontrol Muhabere, Bilgisayar, İstihbarat Gözetleme ve Keşif Sistemleri) kapsamında, Hava Savunma Sistemleri, Deniz Savaş Sistemleri, Simülasyon ve Eğitim Sistemleri, Yönetim Bilgi Sistemleri, Enerji Yönetimi ve Anayurt Güvenliği konularına odaklamış durumdayız. Ayrıca kamusal alanda da vatandaşlarımızın ve kamunun hayatını kolaylaştıran sistem ve çözümlere imza atıyoruz.
Misyonumuz; yazılım yoğun sistem alanlarında kamunun askeri ve sivil yeteneklerini arttırmak için; yurtiçi ve yurtdışı pazarlara yönelik olarak özgün teknolojiye dayalı, yenilikçi ve bütünsel sistem çözümlerini araştırmak, tasarımlamak, geliştirmek, üretmek, pazarlamasını ve satışını gerçekleştirmek, aynı zamanda da lojistik desteğini vermek.
n HAVELSAN hangi kuruluşlarla iş yapıyor? Hangi önemli projeleri takip ediyor?
n HAVELSAN olarak askeri projelerde yurtiçinde Silahlı Kuvvetlerin tüm birimi ile çalışmaktayız. Kamusal projelerde de bakanlıklar ve bakanlıkların alt birimleri ile iş yapıyoruz. İlgi alanımıza giren yazılım yoğun sistemler alanında ortaya çıkan, oluşan her türlü askeri ve kamusal alandaki sivil projeleri, gereksinimleri takip ediyoruz. Yurtdışında, BOEING, Lockheed Martin Thales, Pakistan, Kore Silahlı Kuvvetleri’de iş yaptığımız kurumlar, kuruluşlar arasındadır.
n HAVELSAN’nın personel yapısı nasıl? Eleman alırken hangi kıstasları göz önüne alıyorsunuz?
n Önde gelen üniversitelerden mezun, gelişim potansiyeli yüksek, genç ve dinamik bir kadroya sahibiz. Bu genç ve dinamik personel yapısı, bilgi çağında bilişim şirketi olmanın bir gereği. Yeni teknolojilerde uzmanlaşmış, evrensel birikimi olan yaklaşık bin 200 civarındaki personelimizle birlikte, yurtiçi ve yurtdışı pazarlardaki kazanımlarımızla bir teknoloji merkezi konumundayız.
Yeni personel alımlarımız, yeni projeler, hedefler, teknolojik ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleşiyor. Personel seçiminde öncelikli olarak gelişim potansiyeli yüksek, aynı zamanda da kurumsal değerlerimizi taşıyabilecek kişileri tercih ediyoruz. Personel alım süreçlerimiz insan kaynakları birimimizin kurumsal değerlendirmesine, belli standartlara ve prosedürlere bağlı. Tabi ki bu seçimi yaparken, biz de sektörde nitelikli işgücünün çalışmak için tercih ettiği işveren olma durumunu sürekli ileriye taşıyoruz.
n Savunma Sanayinde ve bilişim sektöründe Ankara’nın yeri, konumu ve şansı nasıl
n Savunma sektörü olarak değerlendirdiğimizde, ihtiyaç ve tedarik makamları Ankara’da yerleşik olduğundan, savunma sektörünün Ankara’da oluşması ve konumlanması işbirliklerinin oluşması açısından oldukça önemli. Dolayısı ile Ankara için savunma sanayinin belkemiği diyebiliriz. Artık bilişim sektörü içinde aynı durumu konuşabiliriz. Ankara ilgili sektörlerde konusunda uzman birçok firmanın merkezi konumunda.
Uluslararası platformda da Ankara’nın dolayısı ile sektörün şansının yüksek olduğunu düşünüyorum. HAVELSAN olarak konuşursak son dönemde gerçekleştirdiğimiz projeler ve ihracatlar bunun en önemli ispatıdır.
Ayrıca Ankara, uluslararası düzeyde oldukça önemli üniversiteleri barındıyor. Bu üniversiteler evrensel boyutta yeni teknolojileri öğrenen ve bilen işgücünü yetiştiriyor. Her iki sektörün de, yeni teknolojileri öğrenen, bilen genç ve dinamik insan kaynağına ihtiyacı var. Ankara, üniversite-sanayi işbirliklerini geliştirmesi için uygun ortam ve koşullara sahip. Her iki sektörün de bu işbirliklerinin geliştirilmesinin, HAVELSAN gibi bu konuya kaynak ve zaman ayırmasının, Ankara’nın yurtiçi ve yurtdışı pazarlarda konumlanmasına fayda sağlayacağını düşünüyorum
Yaratıcı ve üretken beyinler
n Üniversite-sanayi işbirliğine nasıl bakıyorsunuz?
n Biz; yaratıcı beyinler yetiştirmeye özen gösteren ve bu konuda da sektöründe öncü faaliyetler yürüten bir şirketiz. Yeni teknolojilerin geliştirilmesi, yaratıcı, üretken beyinlerin yetiştirilmesi için kurulan Teknoloji Geliştirme Merkezleri’nden ODTÜ Teknokent’te yaklaşık 1000 m2’lik bir alan kiralayarak, bu alana bilişim projelerinin gerçekleştirildiği bölümlerini aktardık ve böylece üniversite-sanayi işbirliğinde önemli bir atılım gerçekleştirdik.
Dünya havacılığında onur ödülü kazandı
Hazırladığınız bir proje ile Uluslararası Havacılık Fedarasyonu’nun (FAI) onur ödülünü kazandınız? Proje ve ödül hakkında bilgi verebilir misiniz?
- Biz HAVELSAN olarak 2006 yılında, uluslararası platformda oldukça prestijli olan "FAI Onursal Grup Diploma" ödülünü kazandık. Bu ödüle havacılık alanındaki teknolojik gelişmelere katkılarımızdan dolayı layık görüldük.
Bize bu ödülü getiren projemiz; Kore Cumhuriyeti için geliştirdiğimiz CN 235 Seviye D Uçuş Simülatörü oldu. Tam Uçuş Simülatorü olan CN 235; FAA-AC-120-40B Seviye D sertifikasına da sahip. Bu simülatör; kokpit, eğitim konsolu, ses simülasyonu, interkom sistemi, altı eksenli hareket sistemi, sekiz kanallı kontrol yük sistemi, görsel sistem, beş kanallı görüntü üretici, hava radar simülasyonu, kokpit enstrumanları, Brifing & Debrifing Sistemlerinden oluşmakta.
Geliştirdiğimiz bu simulatör sayesinde gerçek eğitim uçuşlarında oluşan direkt ve indirekt maliyetleri ortadan kaldırıyor ve normal koşullarda denenmesi imkansız olan arıza, kaza ve vurulma senaryoları gibi riskli senaryoları birebir olarak simüle edilebiliyoruz.

Savunmada 1 milyar dolarlık ihracat için eylem planı
Ülke gündemi, kendi siyasi, sosyal ve ekonomi dinamikleri içinde kimi zaman hareketlenerek yürürken, ihracat atağına yönelik sektörler de kendi yolunda ilerliyor.
Yazar E-Posta
-
Haber Tarihi
: 9 Haziran 2008
Güncellik, bu sektörleri büyüteç altına almamızı engelliyor. Mesela, çok konuşulmayan savunma sektörü de bunlardan birisi. Belki, sektörde henüz 'milyar dolarlık' satışları göremesek de, 2010'lu yıllarda savunmanın da yıl bazında 1 milyar dolarlık bir 'ihracat kalemi' olma yolunda hareketlendiğini söyleyebiliriz. İletilen bir mesajla, epeydir savunma sektörümüzle ilgili bir yazı yazmadığımı hatırladım!
Savunma ve Havacılık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Arış'ın “Kalıcı Bir Ulusal Savunma Sanayine Doğru Adım Adım!" başlıklı önsözünde dergide, Savunma Sanayi Müsteşarı Murat Bayar'la yapılan bir röportaj vardı. TSK'nın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulan özgün modeller çerçevesinde sanayi firmalarının ihracat potansiyellerinin arttığı, sektörün bir önceki yıla oranla ciroda yüzde 17, ihracatta yüzde 19 ve Ar-Ge harcamalarında da yüzde 33'lük boyutta bir artış sağlandığı dile getiriliyordu. Ve Bayar, önemli şeyler anlatıyordu.
YARIM MİLYAR DOLARA AZ KALDI! 1997 ile 2007 yılları arasında sektörde yapılan ihracatın toplamının 3 milyar dolar olduğunu belirten Bayar, 2011'de 'yıl bazı'nda ürün ve hizmet ihracatında 1 milyar dolar seviyesine nasıl çıkılacağının ipuçlarını veriyordu. Sektörün, 1997'deki ihracat tutarı sadece 138 milyon dolar iken, 2006'da 350, 2007'de ise 420 milyon dolarlık düzeye yükselmiş. Silahı da savaşı da sevmesem de, bilgilenmek için gelin, Bayar'ın söylediklerine kulak verelim! 1974'deki Kıbrıs Barış Harekatı sonrası yaşanan ambargolar sonunda anlaşıldı ki, savunmada kendi yerli gücümüze dayanan fazla bir ürünümüz yok!
Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) kuruldu, belirlenen hedeflere yönelindi. Fazla yol alamadık. Çünkü, sektör büyük Ar-Ge maliyetleri gerektiren bir alandı. Firmaların da bu yönde fazla bir birikimi yoktu! 2000'li yılların başından itibaren bu kez asker - özel sektör işbirliği için ortaklaşa 'yurtiçi özgün geliştirme modeli' uygulanmaya başlandı. Bugün gelinen noktada, TSK'nın savunma sistem ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranı yüzde 41.6'lık bir orana ulaşmış durumda. 2011 yılına kadar bu oranın yüzde 50'ye ulaşması hedefleniyor.
BANKALARLA GÖRÜŞÜLÜYOR Bayar, offset ticareti ve ihracata yönelik ulusal ve uluslararası tanıtım faaliyetlerinden söz ediyor. Projeler ve taahhütler kapsamında B787 uçak parçalarının TAİ'de, Boeing ticari uçak parçalarının da KaleKalıp ve TAİ'de, Black- Hawk ve SeaHawk helikopterleri uçuş kontrol sistemleri ile kuyruk pervane döndürme şaft asemblelerinin Alp Havacılık tarafından üretilerek ihraç edilmesinin öngörüldüğünü söylüyor. Bayar, özgün geliştirme modelleriyle ihracat olanağı kazandıran örneklerin de gelecekte çeşitli ülkelere ihracat şanslarının yüksek olduğunu anlatırken, bu örnekleri şöyle aktarıyor:
"Mesela, Aselsan'ın Kaideye Monteli Stinger ve frekans atlamalı telsizleri, Roketsan'ın 122 milimetrelik çok namlulu roketatarı, FNSS'nin zırhlı muharebe aracı, Yonca - Onuk'un ani müdahale ve süratli devriye botları, Havelsan'ın simülatörleri, Otokar'ın Cobra zırhlı ve taktik zırhlı araçları.."
Bayar, sektörde uluslararası tüm fuarlara milli katılımın altını önemle çizerken, ihracatın desteklenmesi için bir "Eylem Planı ve İhracat Yönetmeliği"nin hazırlanması, finansman kaynağı için de "Kredi Mekanizması" oluşturma ve yapılandırma çabalarının sürdüğünü, hatta çeşitli bankalarla da görüşüldüğünü söylüyor.

TEI, dev nakliye uçaklarını uçuracak
A400M dev nakliye uçaklarının motoru, 2009'a kadar TEI mühendislerince Eskişehir'de gerçekleştirilecek
ANKARA - Tusaş Motor Sanayi (TEI), dünyanın en gelişmiş nakliye uçak projesi olarak nitelendirilen A400M dev nakliye uçaklarının motorunu üretecek.
Halen Avrupa ülkelerinde kullanılmakta olan C-130 ve C-160 uçaklarının yerini alacak olan ve "uçan kale" olarak nitelendirilen yeni tip askeri kargo uçağının tasarım, geliştirme ve üretim faaliyetlerinde Tusaş Motor Sanayi (TEI) konsorsiyum içinde yer alan diğer şirketlerle birlikte görev alacak. ABD'nin önde gelen savunma ve havacılık şirketleri arasında yer alan Airbus Military Company tarafından koordinasyonu yürütülen projede TEI bu dev uçakların motorlarını üretecek. Daha önce yapılan anlaşma çerçevesinde askeri nakliye uçaklarının TP400 motoru API'ya (Eurprop ınternational) oluşturan firmalar tarafından birlikte üretilecek.
TEI bu projeye İspanya'dan ITF (Industria de Turbo Peuropulsores SA) firması ile risk ve kar ortağı olarak dahil olacak. TEI'nın A400M motorunun sorumlulukları "front bearing structure","primary Nozzle" ve "özel test ekipmanları" şeklinde olacak. Söz konusu uçak motorunun tasarım ve geliştirme parçaları 2009 yılına kadar TEI mühendislerince Eskişehir'deki uçak motoru üretimi tesislerinde gerçekleştirilecek. Dev nakliye uçağı üretim programı uyarınca Türk Motor Sanayi şirketi bu modüllerin tek üreticisi konumunda olacak.

Savunma Sanayii destek bekliyor
Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin savunma sistem ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranının yüzde 41,6 seviyelerine ulaştığını bildirdi Savunma ve Havacılık Dergisine açıklamalarda bulunan Bayar, yıllarca savunma sistemlerini yurt dışından satın alarak veya askeri yardımlarla sağlayan Türkiye'nin, Kıbrıs Barış Harekatı sonrası yaşanan ambargo neticesinde savunma sanayiine yatırım yapmaya başladığını ve Savunma Sanayi Müstesarlığı’nın kurulmasından sonrası dönemde ortak üretime yöneldiğini kaydetti.
Kredi mekanizması
Savunma sanayi ürün ve hizmet ihracatının desteklenmesine yönelik bir eylem planı ve ihracat yönetmeliğinin hazırlanması ve finansman kaynağı sıkması içinde olan dış pazarlara ihracat yapabilmesi için bir kredi mekanizması oluşturma çabalarının da devam ettiğini belirten Bayar, şunları kaydetti: "Savunma sanayimiz tarafından 1997-2007 yılları arasında yapılan ihracat toplamı yaklaşık 3 milyar dolardır. İhracatın desteklenmesine yönelik olarak sürdürülen çalışmalar ve savunma sanayi firmalarının gayretleri neticesinde, 2006 yılında 350 milyon dolar seviyesinin üstüne çıkılmış ve 2007de ise 420 milyon dolara ulaşmıştır." (AA)

Savunma sistem ihtiyaçlarının yüzde 41.6'sı yurt içinden
SAVUNMA Sanayi Müsteşarı Murad Bayar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin savunma sistem ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranının yüzde 41,6 seviyelerine ulaştığını bildirdi.
Bugün savunmaya ayrılan kaynakların ülke içinde kalmasını teminen özgün geliştirmeye dayalı proje modellerine ve Ar-Ge faaliyetlerine öncelik verdiklerini kaydeden Bayar, yun içinde geliştirme anlamında belirlenen öncelikli alanları, "sistem entegrasyonu, füze, güdüm ve kontrol sistemleri, elektronik harp, bilgi ve sensör bilgeleri" olarak belirlediklerini ifade etti. Bayar, bugün Türk Silahlı Kuvvetleri'nin savunma sistem ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranının yüzde 41,6 seviyelerine ulaştığını bildirdi, Bayar, TSK'nın savunma sistem ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oram konusunda 2011 yılı itibariyle hedefledikleri yüzde 50 oranını yakalayabileceklerine inandığım vurguladı ve söz konusu orana ulaşılması amacıyla, Savunma Sanayi Stratejisi dokümanının hazırlandığını da ifade etti.

Sahil gözleme ihalesine 34 yerli 41 yabancı talip
SAHİLLERİN en ileri teknoloji sistemiyle donatılmasını öngören Sahil Gözetleme Radar sistemi (SGRS) ihalesinde ilk adım atıldı. Savunma Sanayisi Müsteşarlığınca yapılan açıklamada, söz konusu projeye 34 yerli ve 41 yabana firmanın bilgi istek dokumam alarak ihaleye katılım hazırlıkları yaptıkları öğrenildi.

Saldırı ve savunmanın kolay araçları…
Füze ve Roket sistemleri
Ali KULEBİ
Teknolojik buluşların ve bunların askeri teknolojiye yansımasının gün geçtikçe hız kazandığı dünyamızda özellikle havacılık, balistik füze, nükleer silahlar ve uzay teknolojileri konusunda hemen her ülke klasik satın alma alışkanlıklarının dışına çıkarak kendi milli güçlerini geliştirmeye çalışıyor. Silahlanma her alanda teknolojik boyutlar kazanırken özellikle geliştirilmesi ve sahip olunması uçak üretimine göre daha kolay olan balistik füze ve roket üretimindeki gelişmeler ilginç bir özellik arz ediyor. Uzay araştırmalarının temelini oluşturan balistik füzeden yoksun ve aynı zamanda nükleer teknolojiye de sahip olmayan ülkelerin dünyada hiçbir surette birinci sınıf ülkeler arasında yer alamayacaklarına dair yapılan yorumlar ve yine bu bağlamda oluşturulan küresel güç olmaya aday ülkeler listesi geleceğe dönük söz konusu çeşitli sınıflandırmaları ortaya koyuyor. Roket ve balistik füzelerin 2006'da yaşanan Hizbullah-Israil savaşındaki etkin rolü ve özellikle kısa menzilli platformlara karşı savunma zorluğunun anlaşılması, hele ki bu tür silahların nükleer-kimyasal-biyolojik (NBC) ile donatılması halinde yaratabileceği sonuçlar daha da önem arz etmektedir. Dünya'da çoğu Ortadoğu'da yer alan birçok ülke roket ve füze teknolojisine önem verirken yine söz konusu ülkelerin buna paralel olarak kitle imha silahı (KİS) kategorisine giren platformlara da yönelmeleri ABD başta olmak üzere çok sayıda ülkeyi bunlara karşı önlem almaya zorlamıştır. Bu bağlamda 2008 yılında Başkan Bush'un istekleri doğrultusunda ABD'nin füzesavar savunma sistemlerine 12 milyar dolar harcaması öngörülmektedir. Bu rakam ABD'nin Soğuk Savaş döneminin her hangi bir yılında benzer sistemler için harcandığının üç mislidir. Yine bu doğrultuda ABD'nin füze savunma sistemleri için önümüzdeki 6 yıl içinde 60 milyar dolar gibi ciddi bir harcama yapacağı da tahmin edilmektedir ki bu olağanüstü bir harcamayı söz konusu etmektedir. Bu rakamın bu denli artış göstermesi hele ki Rusya gibi büyük bir gücün. Soğuk Savaş sonrası stratejik platformlarının bu kapsamda ABD'yi vurabilecek kapasitedeki kıtalararası balistik füzelerin önemli ölçüde azaltmasına karşın hedeflenmesi soru işaretlerini beraberinde getirmektedir.
Bunun yanıtını Rusya'nın son aylardaki ABD'yi SS-27(Topol-M) füzeleri örneği yeni silahlarla adeta Soğuk Savaş günlerini anımsatırcasına tehdit etmeye başlamasında, Çin'in kıtalararası balistik füze envanterini arttırmasında. Kuzey Kore, Pakistan ve bilhassa İran'ın balistik füze programlarındaki gelişmelerde bulabiliriz. Aksi takdirde ABD'nin füzesavar sistemlerini geliştirmedeki ihtiraslı tutumunu açıklamak zorlaşır.
Bugün dünyada kendi uçak sanayilerini kuramayan ülkelerin füze sistemlerine yönelmeleri olgusunun boyutlarını değişik kıtalardaki 32 ülkenin balistik füze envanterlerinde ve bunların kendi milli üretim çalışmalarında aramak gerekir. Hiç şüphesiz bu ülkeler arasında şimdilik Çin, Fransa, Kuzey Kore, Rusya Hindistan, İsrail, Pakistan ve İngiltere nükleer silahlara sahiptir veya bunların nükleer silaha sahip olduktan düşünülmektedir. Bunlar arasında da şimdilik yalnız Rusya ve Çin'in, ABD'yi vurabilecek menzile sahip olsa da yakın gelecekte İran,Pakistan ve Kuzey Kore’nin de bu güce erişeceği tahmin edilmektedir. Bu ülkelerin ve özellikle Kuzey Kore ve Çin'in ellerindeki teknolojilerini hevesli ülkelere satma konusuna açık olabilecekleri de göz önüne alınırsa ABD'nin korkusunun nedenleri anlaşılır. Nitekim Başkan Bush'un 2000 yılındaki başkanlık kampanyasının ana konularının ve vaatlerinin başında balistik füze ve füze savunma sistemlerinin geliştirilmesi geliyordu. Bu nedenle de Bush yönetimi, 2002 yılında Rusya ile ABD'nin 1972'de imzalamış oldukları Füzesavar Sistemleri Anlaşması'ndan çekildi. Bunu izleyen yularda da ABD'nin geliştirmeyi düşündüğü sistem için Avrupa'da müttefikler aradığı ve son yıllarda Polonya ve Çek Cumhuriyeti "ne bu sistemleri yerleştirme konusunda çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Hatla bu çalışmaların başka ülkelere de yayılması ve Türkiye'ye de bu kapsamda çok güçlü radar sistemleri yerleştirilmek istendiği doğrultusunda iddialar öne sürülmektedir. Bush yönetiminin iddialı bir şekilde yürüttüğü füzesavar sistemleri çalışmalarının 7 değişik programda ele alındığı ve bunlar arasında iki de bunlara ilişkin uydu programlarının olduğu söylenmektedir. Ne var ki geçmişteki çeşitli denemelerde çok da başarılı olmayan programların bazılarının iptal edildiği veya yeniden düzenlendiği ve/veya tamamen bastan ele alındığı hususu çalışmaların çok boyutluluğunu göstermektedir. Ancak anlaşılan odur ki; ABD'nin şu anda özellikle ele aldığı husus, karşı konulacak düşman balistik füzelerini, ilk ateşlenme anından itibaren, yani olabildiğince çabuk yakalamak ve önlemektir. Yine başka önemli bir konu da birden çok hedefe yönelmiş çok başlıklı füzelere karşı korunmaktır. 1980'lerden bu yana ABD'nin çok önem verdiği bu programların özellikle Clinton döneminde örnek olarak havadan ateşlenen lazer sisteminde ciddi gecikmelere maruz kaldığı bilinmektedir. Ne var ki konuya silah üreticilerini de memnun edecek bir ciddiyetle yaklaşan Bush yönetimi, programlarının daha hızlı ele alınmasının yanı sıra bütün bunların tek çatı altında toplanıp tek elden yürütülmesi stratejisini de uygulamaya geçirmiş ve son aylarda konuyla ilgili yapılan tatbikat ve denemelerde önemli sonuçlara erişilmesini sağlamıştır.
Stratejik nükleer varlık
Nisan 2008 itibariyle ABD'nin kıtalararası balistik füze sayısı 550, bunların taşıyabileceği nükleer başlık sayısı 1600, denizaltılardan atılabilecek füze sayısı 432, bunlara ait nükleer başlık sayısı 3216, bombardıman uçağı sayısı 243, bunların atılabilecek nükleer başlık sayısı ise 1098'dir. Buradan anlaşılacağı üzere ABD'nin elinde halen 5914 adet nükleer bomba bulunmaktadır. Buna karşı Ocak 2008 itibariyle Rusya Federasyonunun elinde 481 kıtalararası füze ile bunlarla atılabilecek 2027 nükleer başlık. 288 denizaltından atılabilecek balistik füze ile bunlarla sevk edilebilecek 1488 nükleer başlık. 79 bombardıman uçağı ve bunların atabileceği 632 nükleer bomba bulunmaktadır. Bu bağlamda Rusya Federasyonu'nun 4147 nükleer başlığa sahip olduğu ve ABD'nin güçlenen Rusya'ya karşı füzesavar sistemleri geliştirmek için çalışmasının (belki de) gerçek nedeni anlaşılabilir. ABD'nin bugün elindeki füzesavar savunma sistemleri Clinton yönetimince "Ulusal Balistik Füze Savunması" diye adlandırılan, yerde konuşlandırılan çok kademeli önleyici füze sistemidir. Bu sistem atmosfer dışında füzeden ayrılan vurucu aracın uzayda radar ve enfraruj sistemleri ile hedefi bulması ve fiziki olarak vurması şeklinde çalışır. Buradaki avlama yöntemi hedef füzenin yarı yolda, uçuş esnasında vurulmasıdır. Bu sistem çeşitli denemelerde kimi zaman başarılı kimi zaman da başarısız sonuçlar elde etmesi açısından hala üzerinde tereddütler ve sorunlar ihtiva etmekledir. Bu sistemin iyi bir şekilde işlemesinin erken uyan radarlarına bağlı olduğu ve bu nedenle Ortadoğu. Avrupa. Alaska ve Grönland'da yeni ve etkin radar üslerinin kurulması gereğinin söz konusu olduğu yetkililerce ifade edilmektedir.
ABD’nin hava savunma sistemleri
Aegis Balistik Füze Savunma Sistemi: Bu sistem deniz üzerinde gemilerde konuşlandırılır. Standard Füze 3 veya SM-3 denilen savunma füze sistemine dayanır. 100 kadar ayrı hedefi aynı anda tespit ve izleme olanağına sahiptir.
SM 3 Füzesi 3 kademeli ve hedefi vurarak çalışan bir sistemdir. Ne var ki Stratejik Kıtalararası Füzeleri önemede yavaş olduğuna dair şüpheler vardır. Bunu gidermek için düşman tarafından fırlatma safhasında tespite ağırlık verme yolunda Pentagonca kısa ve orta menzilli füzelere karşı da etkin olabilecek bir uygulamaya gidilmesi yolunda karara varılmıştır.
Havada Konuşlandırılmış Lazerli Savunma: Bu sistem buna göre uyarlanmış bir Boeing 747 uçağının kimyasal oksijen-iyodik lazer topuyla konuşlandırılmasına dayanır. Sistem başlangıçta savaş alanındaki kısa ve orta menzilli füzelere karşı düşünülmüş ise de stratejik kıtalararası füzelere karşı da kullanılabilmesi yönünde düşünceler oluşmuştur. Bu sistem menzilleri açısından bütün söz konusu füzelerin fırlatma safhasında etkisiz hale getirilmelerini öngörür. Pentagon'un bu sistemi 2008-2010 yıllan arasında hizmete sokacağı öngörülmektedir.
Terminal Yüksek irtifa Alanı Savunması: Bu sistem atıştan sonra tek kademeli füzeden ayrılan bir vuruş aracıdır ve hedefi fiziki vuruşla imha eder. Füze taşıyıcı bir kamyondan ateşlenir. Kısa ve orta menzilli füzeleri seyirlerinin sonlarına doğru atmosfer içi veya dışı yakalar. 2008 yılı içinde hizmete girmesi planlanmıştır.
Patroit Geliştirilmiş İleri kapasite (PAC-3) sistemi: Hedefi seyyar bir fırlatıcıdan atılan tek parça ve fiziki vuruşla imha eden füzedir. Kısa ve orta menzilli füzeleri alçak irtifada nihai uçuş safhasında yakalar. Yüzde 90 başarı ortalamasına erişmiş ve halen kullanımda olan bir sistemdir.
Uzay izleme ve Gözlem Sistemi (Uzaya Konuşlu Düşük Enfraruj Sistemi): Temelde iki uydu ihtiva etse de 30 kadar uydunun bir takım olarak Amerikan Füze-savaı Savunma Sistemine bilgi ve veri konusunda katkıda bulunması şeklinde tasarlanmıştır. 2011 yılından önce tam olarak kullanıma girmesi beklenmemektedir.
Uzay Konuşlu Yüksek Enfraruj Sistemi: Bu sistem jeosenkronize yörüngedeki dört uydu ve iki eliptik yörüngede bulunan uydu üzerindeki sensorlardan müteşekkildir. Ana amacı ateşlenen füzelerin etkin izlenmesini sağlayıp bildirmektir.
Kinetik Enerji Önleyicisi: Üç güçlü fırlatma sistemi ve bir imha edici araçtan müteşekkildir. Kıtalararası balistik füzeleri saniyede 6 km süratle çarpma gücüyle imhayı öngören bir sistemdir. Atılan düşman füzesini fırlatma anında yakalamayı hedefler. 2008 yılında denemelerine başlanacak bu sistemin kara. deniz ve uzaya koşullandırılması tasarlanmaktadır.
Türkiye açısından gelişmeler
Komşularımızın Yunanistan hariç balistik fiize geliştirmeye uçak alımlarından fazla önem verdikleri ve bir kısmının elinde KİS'ler bulunduğu veya bunların üzerinde modernizasyon çalışmaları yaptıkları bilinmektedir.
Ülkemizin envanterinde mevcut roket ve balistik füze platformları ise;
- ATACMS sistemleri, (12 fırlatıcılı rampada 72 balistik füze olarak mevcuttur)
- Geliştirilen, TR-122 (Topçu roketleri), TOROS-230, TOROS-260, KASIRGA (WS-1), YILDIRIM (B-611) ve devamı olarak JAGUAR projesiyle geliştirilmekte olduğu söylenen Çin menşeli WS-1B benzeri platformlar şeklinde tanımlanabilir. Bunlar arasında: TOROS 230A,230mm.çapında, 4,1 m. uzunluğunda. 326 kg ağırlığında olup güdümsüz olarak 10-65 km. menzile ve 105 mlik bir tahrip alanına sahiptir.
TOROS-260A ise 260 mm. çapında, 4,8 m. uzunluğunda, 483 kg. ağırlığında olup güdümsüz olarak 15-100 km. menzile ve 150 m.lik tahrip alanına sahiptir.
Bunların dışında ABD'den alınmış MLRS'den (Çok Namlulu Roketatar Sistemleri) acil durumlarda atılabilecek 227 mm.lik Türk roketlerinin ve yine tamamen milli. 227 mm.lik güdümlü MLRS projelerinin geliştirildiği de söylenmektedir. Ciddi bir hava gücü olan ülkemizin karadan karaya balistik füzeler konusunda başlattığı ümit veren çalışmalara göre karadan havaya savunma füzeleri edinme ve üretim konusundaki yavaşlığı bir an önce halledilmesi gereken bir olgudur. Çünkü çevremizdeki ülkelerin ciddi füze envanterleri ve bunları kullanma konusundaki hevesleri bellidir. Türkiye'nin bu bakımdan elindeki kısa menzilli füze savunma sistemlerine ek olarak orta ve uzun menzilli füzesavar savunma sistemleri konusundaki ihalelerini de bir an önce sonuçlandırması kaçınılmazdır. Bu bağlamda edinilmesi planlanan orta menzilli Hawk savunma füzeleri ve 8 AN/MPQ Sentinel radarları ile yine 4 adet Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma platformları projelerinin Türkiye'nin hava savunma imkân ve kabiliyetlerine büyük katkıda bulunacağı açıksa da gönlümüzden geçen husus bu tür silahların milli kuruluşlarca, milli yazılım ve kabiliyetlerle donatılarak üretilmesidir.